Ladykillers
Pardon bayan. Şu an benim oturmam gereken yerde oturuyor, benim gülmem gereken esprilere gülüyor, benim olması gereken bir insanın ellerini tutuyorsunuz.

Özetle;
Benim yaşamam gereken bir hayatı yaşıyorsunuz. Ve bir an önce buna son vermezseniz, sizden özür dileyerek sizi öldürmek zorunda kalabilirim.

Bizi buraları terkedelim diye bırakmışlar bu şehre.

Sense bir balkonun köşesinde unutulmuşsun çocuk. Güneş çalmış rengini. Dalgın dalgın izliyorsun ne olup bitiyorsa. İçinde bir dalga büyüyor gitgide. Bana hatırlattığın anılarını da alıp çekip gidiyorsun son günlerde. Affetmeme ramak kalmış bazı şarkıları. Gözlerimi yaşartıyor üzerime düşen yarım kalmış cümleler. Düşün mesela. Ben bunları neden yazıyorum? Ben bunları insanlara neden anlatıyorum? Ya da düşün. Kırk iki kilo küçük bir kız ne kadar üzülebilir? Kırk iki kilo bir kız büyük bir acının üstünde kaç kilometre koşabilir?
Koptukça kanıyor bütün inatlarım. Bütün küfürlerim unutmaya yüz tutmuş. Bütün acılarım olduğu yerde kazınarak kopuyor vücudumdan.
Senin son tutunduğun yıldız da kayıp gidiyor karanlığın en ücra köşesine. Bu şehrin ışıklarıyla seni kutsadığım günlerin tarihleri siliniyor aklımdan. Üzgünüm. Biliyorum. Sen de öylesin.
Boşver. Seni affettim.
Bakıyorum buralara. Bunlar da mı benim kimsesizliğim? Bunlar da mı benim cümlelerim? Bu hikayede bir yanlışlık var diyorum. Bu denli yalnız birini ben yaratmış olamam çünkü. Takılı kaldığım kelimelerden şiirler yazıyorum. Haberin yok. Gitmeye kalkışıyor içimdeki birileri. Tanımıyorum. Farkında olmadan gidiyorum belki. Üzgünüm. Biliyorum. Sen de öylesin. Tüm iç organlarım sökülmüş gibi hafifim. Bomboşum. Önümde ölsen kılımı kıpırdatmam. Ama bilirsin, hatıralara saygım var. Bak geçenlerde bir şey hatırladım, ikimize dair. Yanımda olsan anlatırdım.
Bulanık gözlerimi kapadığım ellerime değmişti ellerin. Ağlayamam. Böyle başlayan gecelerde hatıralarım karışır, duyduğum öfkeler birbiriyle çakışır. Alnım kırışır. Sonunda yokluğun inkar edilemeyecek bir biçimde gözlerimle çarpışır.
Buraya veda etmeye geldim.
Gidiyorum.
Üzgünüm. Biliyorum. Sen de öylesin.
Yalnızlığın en çok acıtan tarafı, bir zamanlar yalnız olmadığını hatırlamaktır.
Sen okudukça seni sevdiğimi anladın.

Ben yazdıkça seni biraz daha unuttum.

Oha corlu'da boyle tumblrlar var miydi vay be

:)

Biraz daha duvarlara baktım.
Biraz daha beyaz şarap ve tutku.
Biraz daha keder büyüttüm.
Günden güne büyüyen hırsım beni korkutuyordu.
Mutsuzluktan geberip giderken suratımda istemsiz, pis bir sırıtışın olması beni korkutuyordu.
Aklımdan geçenler beni korkutuyordu.
Aklımdan geçenlere sızlamayan, varla yok arası vicdanım beni korkutuyordu.
Evet güçlüydüm.
İstediğim yerde istediğim olurdum.
İstediğim insanlara varabilirdim ve istediğimi söyleyebilirdim.
Evet, ben çok güçlüydüm.
Ne bir sevgim, ne bir pişmanlığım.
Ne bir yaram, ne bir yara bandım.
Yoktu.
Kaybedecek hiçbir şeyim yoktu artık. 

Acımadan.
Yanaklarını ısırıyorum.
Tırnaklarımı geçiriyorum.
Saçlarını çekiyorum.
Sırf.
Sevgimden. 

Bana ne oldu bilmem gerek.Önce kendim inanmam gerek. 

Bana ne oldu bilmem gerek.
Önce kendim inanmam gerek. 

İki kişiliğim var.

Ve bir tanesinden gerçekten hiç hoşlanmıyorum.

[Flash 9 is required to listen to audio.]
11 plays

Göğsündeki izmaritlerin şu biçimsizliğine bak. Tüm kemiklerinden dökülüyordu söylemek istediklerin. Gülüşlerin, sevişlerin, gidişlerin.
Bunca acıya gerek yoktu seni tanıyabilmem için. Zaten son zamanlarda kendin mi olmuştun ne? Yalnızlığı kendimden daha çok sevdim. Önce bilmediğim bir günde oturup bütün anıları yırttım. Konuşarak bir şeyleri boğulmaktan kurtarmanın ne kadar boktan olduğunu anladım.
Hiç bilmediğim bir adam sırtımı sıvazlarken geçmişimi affetmeyi başardım.
Gecelerde bana sesini yükseltişini hatırladım, ağlamadım.
Senden sonra o kadar büyüdüm ki. Bana bağırışlarını hatırladım, ağlamadım.